Terörü psikolojik çerçevede ele alırken, terör eylemlerini ve
terörist grupları oluşturan kişilerin genel mantık yapılarını,
yaşadıkları çevreyi, ailelerini, ortak yönlerini, psikolojik
yapılarında belirli bir bozukluk olup olmadığını ve onları bu
eylemlere iten faktörlerin neler olduğunu ele almak gerekir.
Çünkü terörist eylem, bir toplumun değerlerine, normlarına,
menfaatine, beklentilerine, varlığına, bütünlüğüne ve bu bütünlüğün
devamına ters düşen, masum insanların öldürülmesine varıncaya
kadar topluma zarar veren çeşitli faaliyetleri içine alan; ilgili
toplumda devlet güç ve otoritesini zaafa uğratarak o toplumu
içten çökertme hedefine yönelik bir sosyal sapma davranışıdır.
Terörist, toplumun içinden çıkmakta ve yine o toplum adına,
topluma ve onun oluşturduğu devlete karşı faaliyette bulunmaktadır.
O halde teröristi harekete geçiren veya kişileri terörist olmaya
iten sebepler nelerdir? Bu bağlamda terör
olgusunu yalnızca iç ve dış düşmanların varlığına bağlamak yeterli
olmayabilir. Başka bir deyişle, terörü toplumun ekonomik
ve sosyo-kültürel yapısından da ayırmamak gerekmektedir.
Psikolojik Nedenler
Kişisel becerisi, yetisi, yeteneği yetersiz olan insanlar, içinde
bulundukları toplumsal durumu, konumu, rolü, yeri beğenmezler.
Toplum tarafından engellendiklerini ilgi, sevgi, saygı görmediklerini
düşünürler. İlgi görmek, saygınlık kazanmak, kendilerini gerçekleştirmek
için, saldırgan davranışlara ve şiddet eylemlerine değer ve
yer veren davranış kalıplarını ve örneklerini kullanırlar.
Saygınlık kazanacak, kendini gerçekleştirecek doğru, güzel,
iyi, olumlu, yaratıcı, üretici yol ve yöntem bulamayan insanlar,
ruhsal çatışmalarını, kaygılarını, korkularını, öfkelerini,
can sıkıntılarını saldırgan davranışlarla, şiddet eylemleriyle
gidermeye çalışırlar. Gerekli gereksiz saldırı ve şiddet olayları
yaratırlar ya da ilgili ilgisiz bu tip olayların içinde yer
alırlar.
Toplumda azınlık durumunda olduğunu, kendilerine farklı davranıldığını
algılayan ya da böyle olduğunu sanan insanlar başkalarına güven
duymazlar. Bu insanlar güvensizlik duygusunun etkisi altında
kimi kez doğru, kimi kez hatalı değerlendirmeler sonucu, toplumun,
yöneticilerin, güvenlik güçlerinin, kendilerine karşı art niyetli,
ön yargılı, haksız ve yanlı davrandıklarını düşünürler. Bu nedenle
onlara güvenmezler.
Güvensizlikten kaynaklanan katı, sert, saldırgan içerikli davranış
kalıplarını benimserler. Bu tip davranış kalıplarını alt kültürlerinden
kaynaklanan ortak değerler yüklerler. Bu davranış kalıpların
saygınlık simgesi olarak kabul ederler. Değerlerini, saygınlıklarını
korumak için şiddeti eylem biçimi olarak benimserler. Din, mezhep,
tarikat, etnik kökenden kaynaklanan terör örgütlerinde bulunan
genç militanlar saldırgan davranışlar ve şiddet eylemlerinde
bulunarak bağlı oldukları alt kültüre şan, şeref ve üstünlük
sağladıklarını sanıp insan ve çevreyi yakıp yıkıp yok ederler.
Terör örgütlerinin eleman kaynağının 15-25 yaş arası gençler
olduğunu görmekteyiz. Bu dönem psikoloji ve psikiyatri kaynaklarında
geçiş dönemi (adolesans) olarak ifade edilmektedir. Çocukluktan
erişkinliğe geçiş dönemi olarak ifade edilen bu dönem 13-14
yaşları ile 22-25 yaşları arasını kapsar.
Sosyo-Kültürel
Nedenler
Kültürel değişim sosyal yaşamda da birtakım değişimler meydana
getirmekte, daha doğrusu sosyal yapıda kültürel değişim ile
paralel olarak değişmektedir. Toplumda geçerli olan değer yargıları
ve bunların benimsenişi zaman içerisinde değişikliğe uğramakta,
söz konusu değerler çağın ihtiyaçlarına göre değişmektedir.
Ancak sosyal yapıdaki ve değerlerdeki değişim çok hızlı olursa
ve toplumun genelini kapsayacak özellik taşımazsa, problemler
baş göstermekte, sosyal dengenin bozulmasını gündeme getirmektedir.
Sosyal değerlerdeki değişim ne ölçüde olursa olsun, toplumun
genelini ilgilendiren ve sosyal bütünleşmenin temelini oluşturan
değer yargılarında uzlaşmanın sağlanmış olması gerekmektedir.
Tarih, dil, örf ve adetler, sanat ve edebiyat eserleri gibi
kültür unsurları ulusal karakteri sürekliliğini gösterir. Bunlar
arasındaki gelişmeci ve tekamülcü bağın koparılması toplulukta
anormal belirtilerin görülmesine yol açar. Bu anormal belirtiler
genellikle anarşi, şiddet ve sosyal çözülme olarak kendini gösterir.
Esas itibariyle de şiddet ve anarşi taraftarları da özellikle
kültür, dil, din, ahlak, aile ile ilgili kavramlarda kargaşalık
yaratarak toplumu ve onu oluşturan fertleri neyin doğru neyin
yanlış olduğunu bilmeyecek bir duruma getirmek ve böylece kendi
sundukları reçeteyi itirazsız kabul etmelerini sağlamak amacını
güderler.
Şiddet yanlıları veya teröristler, hızla değişen sosyal değerlerden
istifade ederek, sürekli değişen düşman hedefler, ard arda verilen
sloganlar ile kitlelerde şaşkınlık yaratmakta, toplumda çeşitli
gruplar arasındaki ayrılıklar körüklenmekte, neticede sosyal
psikolojide korku hipnozu olarak adlandırılan toplumu pasif,
aldırmaz, reaksiyon vermez hale getiren ortamı meydana getirmektedirler.
Toplum, içine girdiği kaos halinde telkin edilmek istenen yeni
fikirleri, önceden tamamen reddettiği şeylerden ibaret olsa
bile pasif bir itaatkarlıkla kabul edebilmektedir. Yukarıda
da belirtildiği gibi sosyal değerlerdeki veya normlardaki hızlı
değişmeler toplumda artan sapmalara, uyuşmazlıklara sebep olmakta,
sosyal problemleri ortaya çıkardığı gibi hem teröristleri ve
şiddet yanlılarını beslemekte, hem de onların toplumu etkilemelerine
sebep olmaktadır.
Bireysel bazda ele alındığı zaman kişi ait olduğu sosyal çevreden
veya gruptan ayrılarak, sosyal akıcılık dediğimiz bu olayla
içine girdiği yeni grubun kültürüne veya alt kültürüne uymak
zorunluluğu duyacak ve çoğu zaman zıtlıkların birleşmesi ile
kültür ihtilafı süreçlerinin etkisine girecektir. Bu süreçlerle
toplumda yalnız kalan birey, bir yere ait olma veya değişik
sebeplerle (sosyal statü, güçsüzlük hissini yenme, kendini ispatlama
vb.) terörist eylemlere katılmaya hazır hale gelecektir
Çocuğun sosyalleşmesinde ailenin rolü tartışılamaz. Ancak ailelerin
bu vazifelerini yeterince yerine getirememeleri, terörist veya
şiddet yanlısı kişilerin yetişmesinde basamak olmaktadır. Ailelerin
yasalara ve yerleşik değerlere bağlı gençler yetiştirememelerinin
bir başka nedeni, siyasal kutuplaşmanın artık ailelerin etkisini
aşacak ölçüde yabancılaşmış gençler meydana getirmesidir.
Ailenin bıraktığı boşluk okullarda, yurtlarda, siyasal dernek
ve kuruluşlarda çok yoğun olarak sürdürülen, ideolojik pompalama
ile doldurularak, deyim yerinde ise: programlanmış insanlar
meydana getirmektedir. Yoksa hiç tanımadıkları toplulukları,
ilgisiz çocukları ve kadınları öldürmek için saldırmak sosyalleşmiş,
sağlıklı düşünen ve duyarlı bireyler için kolay olmasa gerektir
Terörist gruplar, genellikle kitleleri küçümserler ve onları
eğitmek ve yönlendirmek için kendilerinin ortaya çıktığı iddiasındadırlar.
Ancak, bu eğitim ve yönlendirmenin kısa sürede olmasının imkansızlığı,
bu grupları şiddet eylemleri yapmaya itmektedir. Terörist grupların
aldığı tavır, halk kitleleriyle aralarında doğan ayrımı çoğu
kez bir uçurum boyutuna vardırmaktadır.
Bu uçurumun sürmesi, onları halka karşı daha güvensiz yapmakta,
yalnızlıkları onları daha fazla şiddete itmektedir. Kitleleri
örgütleyip halkı bildikleri mücadelelere çekemeyen terörist
gruplar, egemen güçleri ayakta tutan müesseselere ne kadar hınçla
saldırırlarsa, o kadar daha fazla onay görecekleri inancıyla,
şahsi veya grup terörizmine yönelmektedirler.