Bireysel ve
kitlesel iletişim araçları geliştikçe psikolojik savaş stratejileri
ve taktikleri de o ölçüde gelişmiş, çok karmaşık düzeylerde bir
bilim ve sanat dalı haline gelmiştir. Bu yönden, içinde bulunduğumuz
iletişim çağı "psikolojik savaşlar çağı" olarak da
nitelendirilmektedir.
Değişen dünya dengeleri ve
uluslararası ilişkilerdeki farklılaşmalar sonucunda, sıcak savaşlar,
yerini soğuk savaş metodlarına bırakmıştır. Soğuk savaşın gereği
olarak ortaya çıkan psikolojik savaş türü ve bu savaşın vazgeçilmez
unsuru düşük yoğunluktaki çatışmalar (Low Indensity Conflict), terör
kavramını da beraberinde getirmiştir.
Psikolojik savaşın bir
unsuru olan terörizm, genel olarak, zaten var olan yada suni olarak
oluşması sağlanan ihtilalci fikir ve hareketlerin, belirli bir amaç
için harekete geçirilmesi neticesinde ortaya
çıkmaktadır.
Terörizm gelişen ve değişen dünya koşulları ile
birlikte, değişiklik göstermekte, gelişen teknolojiye bağlı olarak
elde ettiği yeni imkan ve kabiliyetleri ile etkisini ve gücünü her
geçen gün arttırmaktadır. Demokratikleşme alanında atılan adımlar
terörü nicelik olarak azaltmakla birlikte, demokratik ortamlarda
terör eylemlerinin etkinliği özellikle kitle iletişim araçlarının
etkisiyle daha da artmaktadır.
Toplumun sosyo-ekonomik
şartlarından ve mevcut yapının eksikliğinden kaynaklanan terör
faaliyetleri, bir süre sonra bazı güçlerin kontrolüne girmekte veya
birtakım çevrelerce suni bir şekilde, istismara açık sorunlar
üzerine bina edilmektedir.
Terör hareketleri,
günümüzde periyodik olarak ve dalgalar halinde ortaya çıkmakta,
zamanla önemini yitirmekte ve bilahare yeniden hız kazanmaktadır.
Terörün hız kazandığı bu dönemler ile uluslararası siyasal
ilişkiler, bölgesel ve ülke düzeyindeki siyasi ve toplumsal sorunlar
arasında yakın ilgi gözlenmektedir.
Sağlıklı bir
değerlendirme yapıldığında terör örgütleri ileri sürdükleri şekilde,
hedeflerine ulaşamayacakları gibi zamanla marjinalleşmeye de
mahkumdurlar. Buna rağmen toplumlardaki dengesizlik ve
aksaklıkların, hoşnutsuz kişilerin ortaya çıkmasına yol açtığı ve
birtakım güçler ve devletlerin terörü, hedeflerine ulaşmada bir araç
ve baskı unsuru olarak gördükleri müddetçe terörizm varlığını devam
ettirecektir.
Toplumlarda, hoşnutsuzlukların oluşturduğu
küçük grupların varlığı kaçınılmazdır. Ancak, siyasal sistem
dengesini ve gücünü koruduğu sürece, bu durum çok fazla korku verici
olarak kabul edilmemektedir.
Teröre başvuran grupların,
eylem taktikleri ve yürüttükleri gizli faaliyetin bir gereği olarak,
hedef seçimi ve eylem zamanı konusundaki insiyatiflerini kullanmada
sınırsız davranabilmeleri onları avantajlı hale getirmektedir. Sebep
sonuç ilişkisinden uzak bir şekilde gerçekleştirilen terör
eylemlerinin, zamanından önce haber alınarak önlenmesi veya
faillerinin yakalanmasının güçlüğü, terörün etkisini arttırmaktadır.
Ayrıca teröristler, eylemlerinde kendilerini sınırlayan
ahlaki veya insani çok fazla engel tanımadıklarından dolayı,
psikolojik bir üstünlüğe sahip olmaktadırlar.
Terörün anlaşılmasında
dikkat edilmesi gereken önemli bir husus ise, terörün tamamen dış
etkilere bağlanıp kolaycılığa kaçılmasıdır. Terör mevcut veya
istismara açık bir zeminin olmadığı yerlerde yaşama imkanı bulamaz.
Dolayısıyla bir yerde yaygın olarak terör mevcut ise orada gerçekten
bir şeylerin de yanlış gittiğini kabul ve tespit etmek gerekir.
Sosyal yapının zayıf düşmesi veya buna ait belirtileri taşıması
terörün arz ettiği tehlike açısından önemlidir. Bir vücut ne kadar
sağlıklı olursa, o kadar dirençli ve mikroplara karşı dayanıklılığı
ve bağışıklılığı yüksek olur.
Bu bağlamda, olayın tamamen dış
dinamiklere bağlanarak iç dinamiklerin göz ardı edilmesi, kendi
kendimizi kandırmaktan başka bir şey olamaz. Bunun bir de tersini
düşünürsek, terörü yorumlarken, sadece iç dinamikleri ele alıp, dış
dinamikleri dikkate almamak da başka bir hatadır. Ülkemizde çok sık
telaffuz edilen dış güçler, yabancı mihraklar, düşman ülkeler gibi
yaklaşımlar toplumda olumsuz etkilere neden olmakta, dış mihrakların
olduğundan fazla güçlü olduğu düşüncesi oluşmakta, iç barışı ciddi
bir şekilde tehdit eden bu durum karşısında dış güçlerin varlığına
dayandırılan olaylar kamuoyunu dış güçlere karşı daha etkili tavır
alınması yönünde beklentilere itmekte, böyle bir yaklaşım devlet
tarafından ortaya konmadığı taktirde de inandırıcılık ve otoriteye
güven duygusu zayıflamakta, devletin güçsüz ve aciz kaldığı imajı
uyanmaktadır.
Terörist bizim insanımız, hedef aldığı bizim
insanımız ve faaliyet gösterdiği yer bizim sınırlarımızın içi
olduğuna göre, çözümü de büyük ölçüde aynı topraklar içerisinde
aranacaktır. Daha önce de belirttiğimiz gibi buradan, dış etkinin
göz ardı edilmesi anlamında bir sonuç çıkarılmamalıdır.
Bir toplumda sorun
oluşturan veya sorun olmaya uygun konu ve kavramlar ele alınmak
suretiyle, bu kavramlara farklı anlamlar yüklemeye çalışıp,
insanları, mevcut sorunları çözebilmek için bir araya getirmekten
alıkoyacak bir zeminin oluşturulması, terör ortamına katkıda
bulunmaktadır. Toplum içindeki insanları gruplaşmalara iten
sorunların çözülebilmesi için, öncelikle sorun olan kavramlara
netlik kazandırılması gerekmektedir. Kavram üzerinde bile
anlaşılamayacak bir ortamın varlığı, her grubun kendi ideolojik
yapısı içerisinde çözümler aramasına, dolayısıyla birbiriyle çelişen
yaklaşımların ortaya çıkmasına yol açmaktadır.
Kavram
etrafında bile bir araya gelinemeyen sorunlarda çözüm üretilebilmesi
ve belli bir toplumsal birliğin oluşturulması çok zordur. Toplumsal
barışın sağlanması ve demokrasi kuralları içerisinde her düşüncenin
ifade bulabilmesi açısından kavram karmaşasının ortadan kaldırılması
zorunludur. Bunun için ise, toplumun önderlerine ve aydınlarına
büyük görevler düşmektedir. Toplumu yönlendiren kişilerin
sorumlulukları bu noktada oldukça önem
kazanmaktadır.
İnsanların, objektif ve bilimsel olmaktan uzak
bir şekilde kendi düşünceleri içerisinde sıkışıp kalmaları ve
başkalarına hayat hakkı tanımaktan kaçınmaları veya bu durumdan
korkmaları bu sonuçları meydana getiren en önemli etkenlerdir.
Kavram kargaşası, başkalarının fikrine saygı duyulmaması ve kendi
fikirlerimiz dışında ileri sürülen şeylerin ön yargı ile
karşılanması sonucu ortaya çıkmaktadır.